| İKİ AVUÇ MISIR |
|
Bursa’dan arabaya bindik, Büyük Orhan’a doğru yol alıyorduk. Otobüsün arka taraflarında iki çocuk mısır cipsi yiyor, ama tartışıyorlardı. Kafamı çevirdim. Babalarıyla göz göze geldim. “Bunlar hep böyle işte. Allah size sabır versin hocam. Biz ikisiyle baş edemiyoruz. Siz nasıl 40 tanesine tahammül ediyorsunuz dedi.” Ben de; “Sabırlı olun” dedim. Yanımda oturan amca Kore gazisi Ahmet Amca’ydı. Onun çok ilgi çekici bir hayat hikâyesinin olduğunu duymuştum. Ahmet Amca’ya dedim ki; “Yol uzun, eğer seni sıkmazsam, hiç olmadı bana bir tane, sence enteresan olan bir hikâyeni anlatır mısın?” Derin bir of çekti. “Hocam, altı yılım esaret altında geçti. Ama sana mısırla ilgili bir hatıramı anlatayım…” dedi. Ardından da başladı anlatmaya… “Niye kalkmıyorsunuz. Emre niye itaat etmiyorsunuz” dedi. Yüzbaşımız da İngilizce onlara; “Biz açlıktan, sefillikten bıktık. Böyle yaşamaktansa ölmek daha iyidir” dedi. Tercüman komutana durumu anlattı. Komutan bir şeyler söyleyip gitti. Biz artık ölmeyi beklerken tercüman yüzbaşıya; “Sizler cesur Türklersiniz. Ölümden korkmuyorsunuz. Komutanım sizi ödüllendirecek. Bundan sonra size iki avuç mısır verilecek” dedi. "Biz orada kaldığımız müddetçe, hakikaten her esire bir avuç mısır verdiler ama bize iki avuç.” |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|














Bir Yudum Hikaye